20 Şubat 2012 Pazartesi

Biz hayata anlam katarken kedi uyuyordu...

Kendi mevcut sınırlarımı kavramış bilinçli bir ruh haliyle, bugün yatmadan şunlar yapılmış olacak dedim ve sanırım hedefe en çok yaklaştığım gecelerden birini tamamlıyorum. Kendimi "nereden bulaştım lan ben buraya?" dediğim tanzimat reformları hakkında yazarken bulmuş olsam da yıkılmadım, duruşumu bozmadan devam ettim hayatıma. Eh, hayatta bir duruşumuz olmalı değil mi? En azından bu kadarı elimizden gelen, kendimizi değerli ve başarılı hissedebileceğimiz ufak zaferler listesine girebilir. Zafer... Zafer kazanmak üzerine düşündüm sonra.
Bu akşam da küçük zaferler elde ettim; hedeflediğim kelime sayısını aştım mesela! Tezim kapsamında incelediğim dönem 20. yüzyıl başları ile günümüz arasını kapsarken benim hala Tanzimat reformlarından bu tarafa gelememiş olmam iç karartıcı görünse de "ama işin temelleri burada canım, sonrası çorap söküğü" diyerek muhteşem bir kendini kandırma performansı sergiledim. Hatta bunu da bir çay sigara ile kutladım.
Geberiyor olmam hiç komik değildi, zira kimse de gülmüyordu, ben dahil... Ama işte zamanı geçirmek için uyuma lüksümün olmadığı zor zamanlarda okuduğum bir kitapta yazar amcanın tüm Osmanlı arşivini makalesine dipnot yapışını falan düşündüm. "Ulan!" dedim, "adama bak 10 sayfa yazmış, 44 tane dipnot koymuş, her dipnottan bir makale daha çıkar!" Yahu, olan var olmayan var! Neyse ben de Osmanlıca öğreneceğim dedim -üç milyon seksen beşinci kere-! O an, evvel aklımın Osmanlıca seminerleri kayıtlarını kaçırmış olabileceğini düşündüm; "neyse, yarın bakarım" dedim unutmayı göze alarak. Şimdiden bu unutuşu yenilgiler hanesine kaydettim bile, rahatladım. "Oh be!" dedim, "kaybetmek güzel şey!" İnsan debelenmiyor, mesela tezden de atılsam böyle bir oh çekerdim belki. Ama işte umut dünyası...
Bir kaç kere daha word count yaptım, "yahu!" dedim, "aptal mısın be kadın? kaç kere sayacaksın?" Evet işte kendi standartlarında korkunç ama "artık.." dediğimiz yeni koşullarda günü kurtaracak kadar kelime üretmişsin.... Topu da "paraphrase" ama bunu da görmezden geldim. Olayları istediğin gibi görmek yetisi üzerine kasmaya karar verdim; çünkü olaylar görmek istediğimiz gibi olmamak konusunda epey kararlıydı. İstemek başarmanın yarısı, evet yarısı... Yarım şekerler biriktiriyorum; inanmak neyin yarısı onu pek bilmiyorum. Anlam yüklüyorum hayata, çalışmaya. Gece gündüz işimiz bu! Milyarlarca insan anlam yüklüyor ve sonuç bu yani, düşünün!
Ya hayat, cidden acayip anlamsızsın, biz olmasak ne yapacaksın? Al işte, bugün de şu yoklukta sana bir sürü saçma sapan anlam kattı insanlık. Vallahi seni biz var ettik, senin bize yaptığına bak. Neresinden baksan nankörlük!
Neyse dur ya, isyan yoktu, geç ergenlik falan, hepsi geçti. "Yaş oldu yirmi yedi. aklını başına topla" diyeceğim de, aklım hep başımdaydı yahu, sorun o değil mi zaten? Lütfen yazının gidişatının benliğimizi etkilemesine izin vermeyelim. Bizim aklımız hep yerli yerindeydi. hala da öyle.
Bu noktada insan çok şey bekliyor tabi, aklı başındalığa bir ödül falan olmalıydı 30'lara merdiven dayamışken, değil mi? Karşılıksız yaptığımızı söylediğimiz her an yalandı tabii ki, ben şahsen hayattan her çilenin karşılığını söke söke alacağımdan çok emindim!  Baudrillard'a göre hediye uzun vadede bir yerlere kanca atarmış. İnsanın içinden kopan her şey gelecek bir mutluluğa yatırımmış. Evet, kendisine atıfta bulunarak temelli bir isyan edebilirim şu noktada: "Boşuna mı aklı başında olduk be?!"
Peki, biz hayata epey yatırım yaptık da şimdi bile tuhaf yatırım yaptık demek. Yok, vazgeçtim. Zaten bir ısınamamıştım sana Baudrillard, tezime de koymayacağım işte, hıh!
Gecenin yarısı, hedefe ramak kaldı; tamamlanacak. çay içilecek, hiçbir şey beklenmeyecek ve uyunacak.
Tez bitecek, sonra "ee, n'oldu yani şimdi?!" denilecek...
Üzgünüm hayat, anlamların çok anlamsız... Yine de değerini bil, baya kasıyoruz kendimizi. Ama senin için değil, sabahları uyanabilmek lazım. Neden lazım deme, işler orada karışabilir ama lazım işte.
Kim demişti...uyku çok değerli, bütün gün onun için uyanık kalıyoruz diye; hah işte, kedi hep uyuyor hep bak, kedi biliyor!
Neyse, çay içeceğim şimdi. Tanzimat reformları ve çay, gecenin anlam ve önemi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder